Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazuyu Büyüt
Basından satırlar

Basından satırlar

18 Temmuz 2011 Pazartesi 20:30
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Gerede Meslek Yüksekokulu Ayakkabı ve Tasarım Bölümü\'ne, ünlülerin hediye ettiği ayakkabılar müzede sergileniyor.
Yüksekokul yönetimi, uzun süren çalışmalar sonrası farklı bir projeyi hayata geçirmek için kolları sıvadı. Okulda kurulan konsey elektronik posta, menajerler ve telefonlar aracılığıyla ünlü isimlere ulaşarak müze için destek istedi. Gerede Meslek Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. Nurettin Akçakale, Ayakkabı ve Tasarım Bölümü'nde sergilemek için sanatçı, yazar, sporcular ve menajerlere ulaşarak kendileri için anlamı olan ayakkabılarını istedi. Milli Basketbolcu Hidayet Türkoğlu başta olmak üzere Milan Baros, Nazan Öncel, Neşe Karaböcek, Berkant, Selçuk Alagöz, Ahmet Kaya, Mustafa Özarslan, Ayşenur Yazıcı, Atiye, Rüştü Rençber, Gülten Dayıoğlu, Gülsin Onay, Tülay Özer, Akrep Nalan, Zeynep Özal, Rana Alagöz, Nazan Öncel, Nilüfer, Nilüfer Açıkalın, Kenan Işık ve Buket Uzuner, yüksekokula kendilerinde anıları olan ayakkabılarını gönderdi.

Milli Basketbolcu Hidayet Türkoğlu, NBA'da giydiği ilk ayakkabısını, Galatasaraylı Milan Baros Euro 2004'te giydiği kramponlarını, Gam Müzik Ahmet Kaya'nın sahnede en çok giydiği ayakkabıları, Neşe Karaböcek, 1974 yılında oynadığı 'Kısmet' adlı filmde giydiği ayakkabılarını, Nazan Öncel, en sevdiği ve kendisinin 20 yıl sakladığı ayakkabılarını, Selçuk Alagöz, dünyayı 5 kez turladığı ayakkabılarını, kaleci Rüştü Rençber, eşinin ve iki çocuğunun isimlerinin yazılı olduğu en anlamlı kramponlarını, Gülten Dayıoğlu, 1970 yılında aldığı, öğretmenlik yıllarında giydiği ve 41 yıldır sakladığı ayakkabılarını gönderdi.

Doç. Dr. Nurettin Akçakale, 22 ünlünün ayakkabılarını özel olarak yaptırılan camekânlı raflarda sergilemeye başladı. İlerleyen zamanlarda serginin müzeye dönüşeceği belirtildi.
İHA / 17 Temmuz 2011

---///---

18 Temmuz 2011 tarihinde Milliyet Okur Temsilcisi Derya Sazak’a, bir okurunun gönderdiği mektup;
“Barış Denli adlı okurumuz şöyle diyor: ‘Milliyet gazetesinin 16 Temmuz 2011 tarihli sayısında Ayhan Sicimoğlu dünyanın en çok ziyaret edilen Paris’teki Père Lachaise mezarlığını tanıttı. Ünlü Fransız hikayeci La Fontaine ve yazar Molière’in mezarlarının nasıl yan yana inşa edilmesinden, Amerikalı rock müzisyeni / şairi Jim Morrison’ın mezarının nasıl kötü durumda olduğuna kadar her şeyi yazmış.

Sicilyalı besteci Bellini, Maria Callas ve Edith Piaf’a kadar bütün ünlü yazar, şair, müzisyenlerden bahsetmiş ama iki kişiyi unutmuş, yok saymış: Yılmaz Güney ile Ahmet Kaya’yı.

Türkiye’yi bu kadar yakından ilgilendiren, üstelik biri dünyada adını sinema tarihine yazdırmış, diğeri yaptığı müzik ve gördüğü muameleyle tartışmalara konu olmuş iki değerli insan böyle bir yazının içerisinde yer almayacaksa nerede alacak?’”

---///---

Gazeteci Nuri Çolakoğlu’nun 18 Temmuz 2011 tarihinde Akşam Gazetesi’nden Şenay Yıldız’a verdiği röportajdan;
-Aynur Doğan Harbiye'de Kürtçe şarkılar söylerken protesto edilmiş. 'İkinci Ahmet Kaya vakası' bile deniliyor. Biz bu noktaya nasıl geliyoruz?
Rüzgar eken, fırtına biçer. Bu konuda toplumu gererlerse, öyle protesto da olur, başka hoş olmayan olaylar da olur. Çünkü Türk toplumu bu tür gerilimlere çok hazır. Dolayısıyla bence yanlış olmuş. Katiyen böyle şeyler yapılmaması lazım.

-Medyanın sorumluluğu da var mı bu olayların yaşanmasında?
Medyanın sorumluluğu var diyemem ama katkısı var tabii ki bu gerginliğin yaratılmasında.

-Asıl sorumlu siyasileri mi görüyorsunuz?
Siyasiden de öte ilkokulda okuduğunuz kitaptan başlayın. Eğitim sisteminizden başlayın. Sizin toplumda hoşgörü, gri kültürü yaratamadığınız takdirde, her bir olayda bu iş patlar, parlar, sonra saman alevi gibi kaybolur gider.

---///---

Ertuğrul Özkök’ün 17 Temmuz 2011 tarihinde Akşam Gazetesi’nden Esin Dalay’a verdiği röportajdan;
- Sürekli olarak 'En-el Hakk' kavramından bahsediyorsunuz...
Evet, inançlı bir insanım. Ama bu inancı sistemleşmiş bir dini yapı üzerine monte edemiyorum. Yaratanla baş başa kalmak istiyorum. Anlatmak istiyorum kendimi. Bıkmadan, usanmadan, herkese anlatmak istiyorum...

- Ahmet Kaya'nın mezarına da bunun için mi gittiniz?
Ahmet Kaya'nın mezarına özür dilemek için gitmedim. Kendimi anlatmaya gittim. Diyeceksin nereye anlatıyorsun? İyi ya, beni eleştirdikleri yere anlatmaya gidiyorum. 'Şerefsiz kelimesini niye kullandın' dersen, bugün olsa kullanmazdım. Şimdi Ahmet Kaya ile ilgili şerefsiz sıfatını kullandığım için eleştiren adam, kadın bana bunun çok daha ağır hakaretlerini ediyor. 'Darbeci' bile diyor. Kardeşim sen de bana şerefsiz de. Darbeci demenden daha iyi. Şerefsiz neticede sübjektif bir sıfat, darbecilik ise suç.

---///---

Tiyatrocu Haldun Dormen’in 16 Temmuz 2011 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nden Aysel Yaşa’ya verdiği “Tiyatro aşktır vazgeçmem” başlıklı röportajından;
-Barışa katkı sunmak için bir de Kürtçe oyun sahnelediniz. Neden Kürtçe bir oyun için bu kadar beklediniz?
Aklıma gelmedi, kimse de teklif etmedi. Teklif gelince olumlu buldum. Ve bence hayatımın en güzel işlerinden birini yaptım. Bir sürü insan eleştirdi. Aldırmadım. Gülten Kaya bana açılışta 'Bundan 50 sene evvel yapılsaydı, problem kalmazdı' dedi.
Bu haber toplam 516 defa okundu.
  • Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?

    KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

    

    Copyright © 2012 Ahmet Kaya

    Sitedeki her türlü materyalin, içeriğin ve görsellerin her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz.

    Kullanım Şartları   |   Gizlilik   |   Sitene Ekle   |   Sitemap   |   Site Haritası   |   RSS